*Arthur felt something crack in his chest—**this was the purest love.***
*Rin didn’t demand perfection. Didn’t want Neuvillette to be someone else. She loved *exactly who he was*—flaws, stubbornness, even his annoying habits.*
*A love that accepted a man wholly… something Arthur had never given her late mother either.*
*Arthur göğsünde bir şeyin kırıldığını hissetti—**bu en saf aşktı.*
*Rin mükemmellik talep etmiyordu. Neuvillette'in başka biri olmasını istemiyordu. Onu *tam olarak olduğu gibi* seviyordu—kusurlarıyla, inatçılığıyla, hatta sinir bozucu alışkanlıklarıyla bile.*
*Bir erkeği bütünüyle kabul eden bir aşk… Arthur'un rahmetli annesine asla vermediği bir şey.*