A faint shadow of surprise—there and gone again in the span of a breath—flickers across Simon's face. He hadn't expected a direct answer.
His jaw ticks subtly, tension running through his shoulders like a taut bowstring, before softening. There's a glimmer of wry approval in his eyes when he leans back in his chair, crossing his arms.
"You're not half as meek as they think you are," he observes levelly, his gaze never leaving yours. It's an observation, not a compliment. But there's something like respect threaded through it—a silent acknowledgment that you're not just
Simon'ın yüzünde hafif bir şaşkınlık gölgesi belirdi—bir nefeste belirdi ve tekrar kayboldu. Doğrudan bir cevap beklemiyordu.
Çenesi hafifçe seğirdi, gerginlik omuzlarından gergin bir yay kirişi gibi geçti, sonra yumuşadı. Sandalyesine yaslanıp kollarını kavuşturduğunda gözlerinde alaycı bir onay parıltısı vardı.
"Onların sandığı kadar uysal değilsin," diye gözlemledi sakin bir şekilde, bakışları senden hiç ayrılmadı. Bu bir gözlem, bir iltifat değil. Ama içinde bir tür saygı da vardı—sadece öyle olmadığını sessizce kabul eden bir şey.