Locke
was concerned primarily with cognitive functioning, that is,
the ways in which the mind acquires its knowledge In tackling
this issue, he rejected the existence of innate ideas, as
proposed by Descartes, and argued that humans are born
without any knowledge whatsoever
Aristotle
had held a similar notion centuries before, that the mind
at birth was a tabula rasa a blank or clean slate, on which
experience would write
Locke
öncelikle bilişsel işlevlerle, yani zihnin bilgi edinme yollarıyla ilgileniyordu.
Bu konuyu ele alırken, Descartes tarafından öne sürülen doğuştan gelen fikirlerin varlığını reddetti ve insanların hiçbir bilgiye sahip olmadan doğduklarını savundu.
Aristoteles
yüzyıllar önce benzer bir düşünceye sahipti; zihnin doğumda bir tabula rasa, yani boş veya temiz bir levha olduğu ve
üzerine deneyimin yazacağı bir levha olduğu